Çocukluğumun geçtiği, kışın ılık, yazın serin olan; hava geçirgenliği sayesinde sağlıklı bir yaşam alanı sunan bembeyaz cas evimi özlüyorum.
Komşuların akraba gibi görüldüğü, yardımlaşmanın, dayanışmanın ve paylaşmanın doruğa çıktığı eski mahallemi özlüyorum.
Sokakların çocuk sesleriyle şenlendiği, hiçbir tehlike endişesi taşımadan oyunlar oynadığımız, çocukluğumun o güzel yıllarını özlüyorum.
Topaç ve kuçat oyunlarını oynamayı, çember çevirmeyi ve bütün bunları yaparken yaşadığımız tarifsiz mutluluğu özlüyorum.
Çocukken birbirimizle kavga ettikten sonra hiçbir şey olmamış gibi bir anda barışmalarımızı özlüyorum. Kavgalarımızı ayıran annelerin, hiçbir ayrım yapmadan her çocuğu kendi evladı gibi gördüğü, bir çocuğun derdini bütün mahallenin derdi saydığı o günleri özlüyorum.
Evlerimizde hediğimizin hazırlandığı, kavurma, sucuk ve meksut (tuzlanmış salamura et) yaptığımız günleri özlüyorum.
Çıgor ve yumurta bayramını, damlarda suke (meşale) çevirmeyi özlüyorum. Yumurtaları rengârenk boyayıp tokuşturmanın heyecanını, o günlerin sevincini özlüyorum.
Dinî ve resmî bayramlarda yaşadığımız heyecanı, mutluluğu özlüyorum. Çocuk yaşlarda alacağımız bayram harçlığını beklerken içimizi kaplayan heyecanı, harçlığımızı aldığımızda yüzümüzde beliren o büyük sevinci özlüyorum.
Ramazan öncesinde melede için ev ev dolaşıp çalı çırpı topladığımız günleri; arife günü meledeyi kule hâline getirip tutuştururken yaşadığımız coşkuyu özlüyorum.
Yaz mevsiminde kuyudan su çekerek damı ve ihata duvarlarını serinlettiğimiz anları özlüyorum.
Akşam yemeklerini serinleyen damlarda yemeyi özlüyorum. Yemeğin ardından bütün aile bireylerinin, hatta bazen komşu evlerin damlarından komşuların da katıldığı samimi, koyu ve içten sohbetleri özlüyorum.
Yemekten sonra tavşan kanı çayımızı yudumlamayı; gündüz serinlesin diye kuyuya daldırdığımız karpuz, kavun, salatalık ve üzümü afiyetle yemeyi özlüyorum.
Uzun ve sıcak günlerin ardından gecenin serinliğinde ayla ve yıldızlarla sohbet edercesine gökyüzünü seyretmeyi özlüyorum. Gökyüzünün karanlığında bir yıldız gibi kayan uçakları izlerken yorgun bedenimi uykuya teslim ettiğim o huzurlu geceleri özlüyorum.
Yaşlılara saygının, küçüklere sevginin olduğu; insanların birbirine değer verdiği, komşuluğun yalnızca yan yana oturmak değil, aynı zamanda birbirinin derdiyle dertlenmek anlamına geldiği o günleri özlüyorum.
Kısacası, geçmiş yıllarımı; geçmiş yıllarımın güzel, sakin ve yaşanılır Siirt’ini özlüyorum.
Belki de özlediğim yalnızca çocukluğum, eski evlerimiz, mahallemiz, oyunlarımız ve geleneklerimiz değil. Bütün bunların içinde yaşadığımız huzuru, samimiyeti, paylaşmayı ve birbirimize duyduğumuz güveni özlüyorum.
Çünkü bazı şehirler yalnızca sokaklarıyla, evleriyle ve binalarıyla hatırlanmaz. İnsanlarının birbirine nasıl davrandığıyla, çocuklarının sokaklarda nasıl büyüdüğüyle, sofralarının nasıl paylaşıldığıyla ve komşularının birbirine nasıl sahip çıktığıyla hafızalarda yer edinir.
Ben, bütün bunların hayatın doğal bir parçası olduğu eski Siirt’i özlüyorum.
Özlüyorum… Çünkü bazı güzellikler yaşanırken sıradan görünür; kaybolduklarında ise insan onların kıymetini daha iyi anlar.












Leave a Reply