Ayhan Mergen yazdı: İSTENMEYEN ADAMIN MARİFETLERİ

Bir kurum müdürü düşünün… Görev yaptığı ilde diplomatik bir ifadeyle “istenmeyen adam” ilan edilmiş. Ardından, en iyimser yorumla bazı siyasi tercihlerin sonucu olarak başka bir ile gönderilmiş. Üstelik öyle sıradan bir görevlendirme de değil; birçok bürokratın hayal edemeyeceği imkân ve yetkilerle.

Peki sonra ne oluyor?

Yeni görev yerinde, kendisinden beklenen; kurumun kronik sorunlarını çözmek, hizmet kalitesini artırmak ve kamu yararını önceleyen bir yönetim anlayışı sergilemek. Ancak tablo her zaman bu beklentilerle örtüşmüyor. Bazen “kurtarıcı” olarak görülen isimler, geldikleri kurumlarda bambaşka bir yönetim pratiği ortaya koyabiliyor.

Örneğimizde olduğu gibi…

Göreve gelir gelmez yerel kadrolarla çalışmak yerine, ekibini büyük ölçüde dışarıdan oluşturan bir yönetici profiliyle karşı karşıyayız. Bununla da sınırlı kalmayıp, yetki alanına giren birimlerde kapsamlı görev değişikliklerine gidiliyor. Tüm bu tasarruflar yapılırken, kamuoyuna yeterli açıklama yapılmaması ise ayrı bir tartışma konusu.

Daha dikkat çekici olan ise şu: Göreve başlarken önceki yönetimi ağır ithamlarla eleştiren bu anlayış, aradan geçen zamana rağmen ortaya somut bir denetim sonucu koyabilmiş değil. Oysa kamu yönetiminde iddia kadar, o iddianın şeffaf biçimde sonuçlandırılması da önemlidir. Aksi hâlde bu durum, siyasi literatürde sıkça anlatılan “zaman kazanma” taktiklerini hatırlatır.

Yönetim tarzı meselesi ise işin başka bir boyutu…

Kamu kurumlarında liyakat kadar, nezaket ve kurumsal saygı da esastır. Personelin vatandaşın önünde azarlanması, yöneticilerin yok sayılması ya da kurumsal hiyerarşiyi zedeleyen davranışlar; yalnızca çalışma barışını değil, kamu hizmetinin kalitesini de doğrudan etkiler. Hele ki temsil makamında bulunan kişilerin, sembolik anlamı olan davranışlarda dahi ölçüyü kaçırması, kurumsal ciddiyeti zedeler.

Bütün bu tablo karşısında sorulması gereken temel soru şudur:
Bunca yetki, imkân ve hoşgörüye rağmen geçen süre içinde kurumun hizmet kalitesinde somut bir iyileşme sağlanmış mıdır?

Eğer bu soruya net ve ikna edici bir cevap verilemiyorsa, ortada ciddi bir yönetim sorunu var demektir.

Kamu görevleri, kişisel tasarruf alanı değil; millet adına yürütülen sorumluluk alanlarıdır. Bu nedenle, eleştiri de denetim de bu çerçevede yapılmalıdır. Yetkili makamların, kamuoyunda oluşan soru işaretlerini giderecek adımları atması, hem kurumların itibarı hem de kamu güveni açısından büyük önem taşır.

Unutulmamalıdır ki; kamu yönetiminde asıl olan güç değil, hesap verebilirliktir.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir