Bir şehrin en büyük kaybı münevverlerini yitirmesi değildir; onları dinlemeye ihtiyaç duymayacak kadar düşünmekten vazgeçmesidir.
Bir şehri şehir yapan nedir?
Siirt yalnızca aynı coğrafyayı paylaşan insanların yaşadığı bir şehir değildir. Onu şehir yapan; ortak hafızası, ortak vicdanı ve birlikte ürettiği düşünce iklimidir.
Bir şehrin gerçek zenginliği sokaklarında, binalarında ya da ekonomik imkânlarında aranmaz. Asıl zenginlik, yetiştirdiği insanlarda, düşünceye verdiği değerde ve hakikati konuşabilme cesaretinde gizlidir. Çünkü medeniyet önce insanın zihninde kurulur.
Bu nedenle Siirt’in geleceği de yalnızca yapılan yatırımlarda değil, düşünce hayatının canlılığında saklıdır. Düşüncenin zayıfladığı yerde sorgulama azalır; sorgulamanın azaldığı yerde ise gelişme yavaşlar. Şehirleri ileriye taşıyan, aynı cümleleri tekrar eden kalabalıklar değil; doğru soruları sorabilen ve hakikatin peşinden yürüyebilen insanlardır.
Münevver yalnızca bilen değil, sorumluluk taşıyandır
İşte bu düşünce hayatının en önemli taşıyıcısı münevverdir.
Münevver, yaşadığı çağın tanığıdır. Gördüğünü kaydeden, duyduğunu sorgulayan ve alışılmış kabullerin ardındaki gerçeği arayan insandır. Onun değeri yalnızca bilgi sahibi olmasından değil, bilgiyi vicdanla buluşturabilmesinden gelir. Çünkü bilgi insanı özgürleştirdiği kadar sorumlu da kılar.
Bu sorumluluk, sadece öğrenmekten ibaret değildir. Öğrendiğini toplumun ortak vicdanına taşımak, yanlışı göstermek, doğruyu savunmak ve gerektiğinde rahatsız edici sorular sorabilmek de bu sorumluluğun parçasıdır. Hakikati dile getirmek çoğu zaman alkış getirmez; aksine alışkanlıkları sarsar, konfor alanlarını bozar ve dirençle karşılaşır. Oysa gerçek değişim tam da burada başlar.
Hakikati söylemek çoğu zaman yalnız kalmayı göze almaktır
Münevverin en ağır imtihanı ise söylediklerinin karşılık bulmadığı anlardır. Yılların bilgi ve tecrübesi bazen sessizlikle karşılanır. İşte o zaman önünde zor bir soru belirir: Susmalı mı, çekip gitmeli mi, yoksa hakikati söylemeye devam mı etmeli?
Gerçek münevver için cevap açıktır.
Çünkü hakikat yalnızca kabul göreceği zaman dile getirilecek olsaydı, insanlık bugün sahip olduğu birçok büyük düşünceden mahrum kalırdı. Tarih boyunca nice fikir, ortaya çıktığı dönemde anlaşılmamış; hatta sahibini yalnız bırakmıştır. Buna rağmen zaman, çoğu kez kalabalıkların gürültüsünü değil, hakikatin sessiz sesini hatırlamıştır.
Bu yüzden anlaşılmamak, münevverin susması için bir gerekçe değildir. Onun görevi yalnızca doğruyu söylemek değil, doğruyu insanlara ulaştırmanın yollarını da aramaktır. Sabır, bu görevin ayrılmaz bir parçasıdır. Bir bahçıvan, ağaçları hemen meyve vermiyor diye bahçesini terk etmez. Toprağı işler, emek verir ve zamanı bekler. Münevver de bugünün alkışını değil, yarının vicdanını besleyen tohumları eker.
Ancak burada önemli bir denge vardır. Münevverin yalnızlığı, onu toplumuna yabancılaştırmamalıdır. Kendini toplumun üzerinde gören, insanlardan bütünüyle kopan bir münevver zamanla yalnızca kendi sesinin yankısını duymaya başlar. Oysa düşünce hayatın içinde sınanır. Gerçek münevver, eleştirdiği toplumla bağını koparmadan onun gelişmesi için emek vermeye devam edebilen kişidir.
Şehirler yalnızca münevverleriyle değil, onları dinleyen toplumla büyür
Ne var ki Siirt’in düşünsel gelişimini yalnızca münevverlerin omuzlarına yüklemek de doğru değildir.
Münevver ışığı yakabilir; fakat o ışığın sönmemesi, şehrin göstereceği iradeye bağlıdır.
Hakikati söyleyen insanı yalnız bırakan bir şehir, aslında kendi düşünme kabiliyetini de yalnız bırakmış olur. Çünkü fikir tek başına yaşayamaz. Onu yaşatan; dinleyen, tartışan, eleştiriye açık olan ve gerektiğinde düşünceyi koruyan toplumsal iradedir.
Bir şehrin olgunluğu, yalnızca eleştiriye tahammül edebilmesiyle değil, eleştiren insanı koruyabilmesiyle de ölçülür. Çünkü eleştiri yıkmak için değil, daha sağlam bir gelecek kurmak için yapılır. Kendi eksiklerini duymayı reddeden şehirler, aynı hataları tekrar etmeye mahkûmdur.
Bugün bir münevverin neden sustuğunu konuşuyorsak, Siirt’in neden sessiz kaldığını da sormalıyız. Çünkü insanı susturan yalnızca baskı değildir. İlgisizlik, kayıtsızlık ve hakikate karşı duyulan isteksizlik de düşüncenin nefesini keser. Hakikatin en büyük düşmanı bazen yalan değil, umursamazlıktır.
Tarih bize gösteriyor ki şehirleri ileri taşıyanlar yalnızca büyük fikirler ortaya koyan insanlar değildir. Aynı zamanda o fikirlerin yaşamasına izin veren, onları koruyan ve değer veren toplumlardır. Bir düşüncenin gücü, yalnızca onu söyleyen kişinin cesaretinden değil, onu dinleyen insanların erdeminden de beslenir.
Bu yüzden Siirt’e düşen görev yalnızca münevverlerden cesaret beklemek değildir. Aynı zamanda cesaret gösteren insanları yalnız bırakmamaktır. Çünkü düşünce özgürlüğü sadece konuşanların değil, dinleyenlerin de hakkıdır. Bir şehirde insanlar konuşabildikleri kadar, duyulabildikleri ölçüde de özgürdür.
Bir şehri ayakta tutan yalnızca yatırımlar değildir
Sonuç olarak mesele yalnızca bir münevver meselesi değildir; bir şehir meselesidir.
Münevver bir kandildir; fakat kandilin yanması için yalnızca ateş yetmez. Onu rüzgârdan koruyacak ellere de ihtiyaç vardır. Bir mum tek başına bütün karanlığı aydınlatamaz; fakat bir şehir o mumun sönmesine izin vermezse karanlık giderek azalır.
Hakikat ne yalnızca münevverin omuzlarında yükselebilir ne de toplumun sessizliği içinde yaşayabilir. Münevverin görevi hakikati aramak, dile getirmek ve ondan vazgeçmemektir. Toplumun görevi ise hakikati arayan insanı dinlemek, korumak ve düşüncenin yaşayacağı zemini oluşturmaktır.
Çünkü şehirleri ayakta tutan yalnızca yollar, binalar ve yatırımlar değildir.
Şehirleri asıl ayakta tutan; vicdanı diri, sözü cesur ve hakikati savunmaktan vazgeçmeyen insanlardır.
Ve belki de bir şehrin en büyük kaybı, münevverlerini yitirmesi değildir.
Asıl kayıp, münevverlere ihtiyaç duymayacak kadar düşünmekten vazgeçmesidir.











