Bir şehrin kaderini sadece coğrafyası belirlemez. Bazen yollar değişir, bazen sınırlar yeniden çizilir, bazen ekonomik dengeler altüst olur. Ama bir şehri asıl ayakta tutan, ona gönülden bağlı insanlarıdır.
Siirt, yaklaşık 12 bin 300 yıllık geçmişiyle Mezopotamya’nın en kadim yerleşimlerinden biridir. Medeniyetlere ev sahipliği yapmış, farklı kültürleri aynı potada buluşturmuş bu şehir, ne yazık ki son yüzyılda hak etmediği sorunlarla mücadele etmek zorunda kaldı. Bir problem çözülmeden diğeri kapıyı çaldı.
Elbette bunun birçok nedeni var.
Bir zamanlar kervan yollarının kesiştiği önemli bir ticaret merkezi olan Siirt, ulaşım ağlarının değişmesiyle adeta çıkmaz bir noktaya dönüştü. Ticaret yolları değişince ekonomik hareketlilik de başka şehirlere kaydı.
1990’lı yılların başında Batman ve Şırnak’ın il olması, Sason, Kozluk ve Beşiri gibi ilçelerin Siirt’ten ayrılması ise şehrin ekonomik ve idari gücünü önemli ölçüde azalttı. Adeta Siirt’in kolları budandı.
Ancak bütün bunlardan daha önemli bir mesele var.
Belki de en zor konuşulması gereken konu bu…
Siirt’in en büyük sorunu, Siirtlilerin şehrine yeterince sahip çıkamamasıdır.
Bu cümle bazılarını rahatsız edebilir. Ancak bazen acı gerçekleri dile getirmek gerekir.
Memleket sevgisi yalnızca “Siirt’i seviyorum” demek değildir. Haksızlık karşısında ses yükseltebilmektir. Şehrin hakkını savunabilmektir. Ortak meselelerde bir araya gelebilmektir.
Ne yazık ki uzun yıllardır bunun tam tersini yaşıyoruz.
Şehrimize yönelik birçok haksızlık karşısında sessiz kalıyoruz. Şehrin geleceğini ilgilendiren konularda ortak bir refleks gösteremiyoruz. Görev ve sorumluluk sahibi olanlar çoğu zaman susmayı tercih ediyor. Onlardan hesap sorması gereken toplum ise bu sessizliği kanıksamış durumda.
Oysa gelişmiş şehirlerin ortak bir özelliği vardır.
O şehirlerde yaşayan insanlar siyasi görüşleri, meslekleri ya da sosyal konumları ne olursa olsun şehirlerinin ortak çıkarlarında birleşebilirler. Çünkü bilirler ki şehir kazanırsa herkes kazanacaktır.
Bugün Gaziantep’in, Kayseri’nin, Konya’nın, Trabzon’un ya da Eskişehir’in elde ettiği birçok başarıda güçlü bir şehir aidiyetinin payı vardır. O şehirlerde insanlar önce memleketlerinin ortak menfaatini düşünmeyi başarabiliyor.
Siirt’in de ihtiyacı olan tam olarak budur.
Eleştirmek elbette gereklidir. Ancak eleştirinin yanında sahiplenmek de gerekir. Şehri sadece sorunlarıyla değil, çözüm üretme iradesiyle de konuşmak gerekir.
Çünkü hiçbir şehir sahipsiz olduğu için gelişemez.
Bir şehrin gerçek sahibi, sadece o şehirde doğanlar değildir. O şehir için emek veren, hakkını savunan, geleceği için mücadele eden herkestir.
Siirt’in kaderi değişebilir.
Bunun için önce bakış açımızın değişmesi gerekiyor.
Şehrimizi başkalarının sahiplenmesini beklemek yerine, önce biz sahip çıkmalıyız.
İşte o zaman yıllardır çözülemeyen birçok meselenin aslında çözülebileceğini göreceğiz.
Çünkü şehirleri ayağa kaldıran büyük bütçelerden önce büyük aidiyet duygusudur.












Leave a Reply