İlahiyatçı akademisyen, hadis âlimi ve eğitimci kimliğiyle tanınan Doç. Dr. Uğur Erman, geride dualar ve gönüllerde silinmeyecek izler bırakarak Hakk’ın rahmetine kavuştu.
İlmi birikimi kadar ahlakı, tevazuu ve merhametiyle tanınan Erman’ın vefatı, ilim camiası, öğrencileri ve sevenleri arasında derin bir hüzne yol açtı.
Dindar bir aile ortamında yetişen Uğur Erman, 2002 yılında Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. Haseki Yüksek Dinî İhtisas Merkezi’nde eğitimini tamamlayan Erman, henüz öğrencilik yıllarında klasik ilim geleneğine, medrese kültürüne ve özellikle hadis ilmine derin bir ilgi duydu. Yakın çevresinin ifadesiyle, o ilmi “bir kariyer aracı olarak değil, bir emanet bilinciyle” tahsil etti.

Memleketinin ilim hafızasına vefa
Yüksek lisansını Atatürk Üniversitesi Arap Dili ve Belâgati Anabilim Dalı’nda “Siirt Medreselerinde Arapça Dil Eğitimi” başlıklı teziyle tamamlayan Erman, bu çalışmasıyla memleketinin ilim geleneğine duyduğu vefayı da ortaya koydu. Doktora eğitimini ise Dicle Üniversitesi’nde Hadis alanında tamamladı. “Hicrî III. Asır Muhaddislerinin İdeolojik Aidiyetlerinin Hadis Rivayetlerine Yansıması” başlıklı doktora tezi, hadis ilmini tarihsel ve zihniyet arka planıyla birlikte ele alan nitelikli bir çalışma olarak dikkat çekti.
Hadis tarihi, usulü, tenkidi ve literatürü alanlarında çok sayıda akademik çalışmaya imza atan Erman; Meşhur Hadis Şarihleri ve Örnek Şerh Metinler, Hadis Tahrici, Tenkidi ve Problemleri gibi eserlerde yazar ve editör olarak yer aldı. Meslektaşları onu, “ilmi büyüten, kendisini öne çıkarmayan bir âlim” olarak tanımladı.
İlimle güvenin birleştiği bir hayat
Akademik görevlerinin yanı sıra uzun yıllar Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde de hizmet eden Uğur Erman; imamlık, vaizlik, müftü vekilliği ve müfettişlik görevlerinde bulundu. Görev yaptığı her yerde adaleti, kul hakkına hassasiyeti ve güven veren duruşuyla tanındı.
Şirvan’da görev yaptığı yıllarda, kamu yöneticilerinin kendisine duyduğu güveni sık sık dile getirdiği belirtilirken; yaşanan toplumsal sorunların çözümünde yalnızca bilgiyle değil, hikmetle hareket edilmesi gerektiğini vurguladığı ifade edildi.
Talebenin gönlünde iz bırakan hoca
Siirt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nin kuruluş sürecinde Hadis Anabilim Dalı’nda akademik hayata başlayan Erman, doçentlik unvanını aldı. Profesörlüğe kısa bir süre kala vefat eden Erman için öğrencileri, “Unvanıyla değil, gönlümüzdeki yeriyle profesördü” ifadelerini kullandı.
Talebeleriyle güçlü bir gönül bağı kuran Erman, derslerin ötesinde rehberlik eden bir eğitimci olarak tanındı. Kapısının ve gönlünün her zaman açık olduğu, öğrencilerini kırmadan uyardığı ve dertleriyle yakından ilgilendiği belirtildi.
Tevazu, merhamet ve sağlam duruş
Ehl-i sünnet çizgisinde sağlam bir duruş sergileyen Uğur Erman, Risale-i Nur külliyatına ve tasavvuf geleneğine muhabbet besliyordu. Tillo ve bölgenin âlimleri, onun gönül dünyasında özel bir yere sahipti. “Bizim yaptıklarımız, medrese seydalarımızın yanında ne ki” sözü, onun ilim karşısındaki derin tevazusunun özeti olarak hafızalarda yer etti.
Haksızlık karşısında sessiz kalmayan, liyakatsizliğe karşı net bir tavır sergileyen Erman; adalet duygusuyla hem akademide hem sosyal hayatta örnek bir duruş ortaya koydu. Ailesine, akrabalarına, yetim ve fakirlere olan hassasiyeti ise onu tanıyanların ortak şahitliği oldu.
Vefatından bir gün önce…
Uğur Erman’ın vefatından bir gün önce dostlarıyla yaptığı sohbetlerde dünyanın faniliğinden, ahiret bilincinden ve talebelere daha fazla vakit ayırmanın öneminden bahsettiği öğrenildi. Gazze’de yaşananlara derin bir üzüntü duyduğu, Siirt’te ihtiyaç sahibi ailelere yönelik yardım çalışmalarını büyük bir hassasiyetle sürdürdüğü ifade edildi.
Vefat haberinin ardından öğrencileri, meslektaşları ve sevenleri, Erman’ı; “güler yüzlü, samimi, merhametli, adaletli ve güzel ahlaklı bir ilim adamı” olarak yad etti.(İLKHA)











