Son günlerde Siirt’te intihara teşebbüs olaylarında kaygı verici bir artış görülüyor. Hemen her hafta bir iki vaka yaşanıyor ve çoğu ne yazık ki ölümle sonuçlanıyor. Bu vakaların büyük bir kısmı 20 yaşın altındaki gençlere ait. Daha hayatlarının baharında olan bu gençler, çeşitli nedenlerle yaşamlarına son veriyor ve ardında gözü yaşlı anneler, babalar ve kardeşler bırakıyor.
Az sayıda 20 yaş üstü bireyde de intihar girişimi görülebiliyor; onlar ise geride bir dul eş ve yetim çocuklar bırakıyor. Bu tablo sadece bireysel değil, toplumsal ve ekonomik açıdan da yıkıcıdır.
İntihar vakalarının artışı Türkiye genelinde de bir gerçek. Son yıllarda TÜİK verilerine göre intihar sayısı 2002’de 2 bin 301’den 2024’te 4 bin 460’a kadar yükseldi; nüfusa oranla intihar oranı 3,5’ten 5,2’ye çıktı ve gençlik grubunda risk arttı. Bu eğilim bir tesadüf değil, toplumsal bir krizin yansımasıdır.
Elbette bu üzücü olayların tek bir nedeni yok. Ekonomik sıkıntılar, ailevi sorunlar, sosyal izolasyon, ruhsal sağlık problemleri ve bağımlılık sorunları bir araya geldiğinde gençler üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bu nedenle öncelikle bu nedenlerin bilimsel ve sistematik şekilde araştırılması şarttır.
Bu araştırma sadece basit gözlemlerle yürütülemez. Bu konuda donanımı ve uzman personeli olan kurumlarımız var. Özellikle Siirt Üniversitesi, geniş akademik kadrosu ve imkanlarıyla bir görev üstlenebilir. Üniversite, Sağlık ve Milli Eğitim Müdürlükleri ile iş birliği yaparak gençlerin psikososyal durumlarını, risk faktörlerini ve çözüm önerilerini ortaya koyacak kapsamlı bir saha çalışması yürütebilir.
Yaşamını yitirenlerin aileleri ve kurtulan gençlerle yapılacak görüşmeler, bize bu sorunun ardındaki gerçek nedenleri gösterebilir. Böyle bir çalışma, yalnızca istatistiklere değil, insan hikâyelerine dayalı verilerle yapılmalıdır. Bu nedenle yetkili kurumların harekete geçmesi bir görev değil, toplumsal bir zorunluluktur.
Bilimsel araştırmanın ortaya koyacağı bulgular, kamu politikalarının şekillenmesine de ışık tutacaktır. Örneğin psikolojik destek hattı oluşturma, okul tabanlı ruh sağlığı programları geliştirme ve aile destek mekanizmalarını güçlendirme gibi pratik adımların atılmasını sağlayabilir. Dünya Sağlık Örgütü gibi kurumlar da bunun gibi önleme programlarının geliştirilmesini, intiharın psikolojik ve sosyal boyutlarının incelenmesini önermektedir.
Siirt’te yaşananlara sessiz kalmak, sadece istatistiklere bakmakla yetinmek, çözüm üretmeksizin beklemek artık sürdürülebilir bir yaklaşım değildir. Sorumlu tüm kurumların,
“Bu ilde bunu araştıracak bir kurum ya da ekip yok mu?” sözünü bir sorudan öte eyleme dönüştürmesi gerekiyor.
Bir kişinin bile yaşamını kurtarmak, bu çağrının karşılıksız kalmamasını sağlamak demektir.











